Cts. Şub 29th, 2020

ŞİDDETSİZ BİR DÜNYA İÇİN

Toplumlardaki bireyleri dünyaya getiren de onlara ilk eğitimi veren de kadındır.
Durum böyle olunca kadına yapılan her hareket sadece kadına değil onunla beraber diğer fertlere de yapılmış olur.
Dün ‘Kadına Şiddete Hayır’ günü olarak çeşitli etkinlikler yapıldı.
Siyasi partiler,
Sivil Toplum Kuruluşları,
Kadına şiddeti kınayan bildiriler dağıttı ve açıklamalarda bulundular.
Yine dün bu açıklamalar yapılırken, bildiriler dağıtılırken yine bir yerlerde kadınlara şiddet uygulanmaya devam etti.
Birçoğumuzun aklına kadına şiddet denilince, kadınların dayak yemesi olarak akla geliyor.
Oyla yapılan şiddet sadece dövmekle sınırlı olmuyor.
Fiziksel ve psikolojik şiddet günümüzde giderek artan önemli bir toplumsal sorunlardan biridir.
Dünya sağlık örgütü (WHO) şiddeti “fiziksel güç veya iktidarın kasıtlı bir tehdit veya gerçeklik biçiminde bir başkasına uygulanması sonucunda maruz kalan kişide yaralanma, ölüm ve psikolojik zarara yol açması ya da açma ihtimali bulunması” olarak tanımlıyor.

Bu tanıma baktığımızda şiddete maruz kalan kişinin şiddet uygulandığı zaman da zarar görmüş olması şiddeti belirlediği gibi kişinin yaşanılan durum sonrasında zarar görme ihtimalinin olması bile şiddet tanımı için yeterlidir.
Kadına yönelik şiddet türlerini, fiziksel, psikolojik, ekonomik ve cinsel şiddet başlıklarıyla değerlendirebiliriz.
Şiddet deyince, sağlıksız koşullarda yaşamaya mecbur bırakmak, değil mi?
Dayak, kesici ve vurucu maddelerle bedene zarar vermek, şiddet değil mi?
Kadını aşırı denetleme ve kontrol altında tutma, şiddet değil mi?
Aşağılamak, cezalandırmak, mahrum bırakmak, küçük düşürmek amacıyla yapılan sistematik davranışlar şiddet değil mi?
Mesleki mobing uygulamaları da bir çeşit psikolojik şiddet değil mi?
Fiziksel şiddetin olduğu her yerde psikolojik şiddetin varlığından da söz edilebiliriz.
Öte yandan kadına karşı yaptırım ve tehdit aracı olarak paranın kullanılması ekonomik şiddet değil mi?
Kadının çalışmasına izin vermemek, malına ve parasına el koymak, kadının ekonomik varlığını yok saymak gibi davranışlar ekonomik şiddet değil mi?
Bakmakla yükümlü olduğu bir kadının, yeme, içme ve barınma gibi temel ihtiyaçları karşılayacak düzeyde maddi destek sağlamamak ekonomik şiddet değil mi?
Bu durum aynı zaman da psikolojik şiddet değil mi?
Kadının isteği dışında gelişen güç ve kontrol uygulanarak cinsel ilişkiye zorlamak ya da cinsel ilişkide bulunmak cinsel şiddet değil mi?
Çaresizlik ve korku duygularını en yoğun şekilde hissettiren cinsel şiddet, bir kadının yaşayabileceği en ciddi psikolojik travma olarak karşımıza çıkmaz mı?
Kadınlara yapılan bu ve buna benzer şiddet sadece kadınları mı etkiler?
Elbette değil…
Annelerine babaları tarafından şiddet uygulandığına şahit olan çocuklarda şiddete mariz kalmış olurlar.
Bu çocuklar, kendi arkadaşları ve akranları arasında da şiddete eğilimli olabilecekleri gibi, erişkin olduklarında rol model aldıkları babaları gibi eşlerine şiddet eğilimine girebileceklerdir.
Ya kız çocukları?
Şiddete tanık olan kız çocukları ise evlendiklerinde annelerini rol model alarak kendilerine de uygulanacak şiddet durumunu teslimiyetçi bir anlayışla garip bir kabullenme moduna girebilirler.
Maalesef geleneksel aile yapısının her ne olursa olsun gelinlikle gidersin, kefenle çıkarsın gibi katı dogmatik anlayışı da, kadına şiddeti tetiklemektedir.
Çünkü bu geleneksel tutum, erkeğe ‘’her ne yaparsam yapayım, başka çaresi yok’’ gibi sağlıksız bir düşünce alt yapısı sağlayabilmektedir.
Önce kadına ama sadece kadına değil her türlü şiddetin olmadığı bir dünya için çalışmalıyız.

53 views

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: